Yorumlar (0)
top of page
EMEKLİ MECLİSLERİ SENDİKASI
SOSYAL WEBSİTESİ

Websitemiz, emekliler ve emekçiler için birliği vurgulayan bir platformdur.
TÜZÜK
Bu özelliği test etmek için sitenizi ziyaret edin.
SENDİKAL DUYURULAR

Örgütlenme Şekli: YATAY ÖRGÜTLENME ve MECLİSLER
İşleyiş Kültürü: DOĞRUDAN DEMOKRASİ VE DOĞRUDAN DEMOK- RATIK KATILIM
Emekliler Meclisi Sendikası (EMS), sendikal örgütlenme, sendikal mücadele ve sendikal demokrasi alanında alışılmışın ve ezberlerin dışına çıkarak tamamen yeni bir yol açmaktadır. Dola- yısıyla Emekliler Meclisi Sendikası, bu her üç alanda eski olandan radikal bir kopuşu ifade ediyor. Delege sistemini kaldırarak kongre ve genel kurulunu tüm üyelerle yapması, iç ilişkilerinde Doğru- dan Demokrasi ve Doğrudan Demokratik Katılımı uygulaması, hiyerarşiyi reddi, emekliler mecli- sinin karar organı olarak tanınması ve tamamen yatay bir örgütlenmeye gidişi, hiç şüphesiz ki sen- dikal alanda yeni bir “Patika” açmaktır. Zira biliyoruz ki “Eski” yolu takip ede-ek “Yeniyi” yarata- mayız.
Yeni anlayış, doğal olarak yeni bir zihniyeti gerektiriyor. Bugün sendikal alanda dünya ge- nelinde uygulanmakta olan temsili demokrasiden Doğrudan Demokrasiye geçiş, hiç şüphesiz ki sendikal demokrasi alanında bir devrim niteliği taşımaktadır. İnsanlık tarihi bize göstermiştir ki hangi alanda olursa olsun demokrasi mücadelesi ve demokrasinin gelişimi asla düz bir hat izlemez. Aksine inişler ve çıkışlar ile zikzaklar çizerek yol alır. Demokrasi alanındaki her nitel sıçrayış do- ğal olarak insan yaş**ı ve insan ilişkilerinde de nitel ve kaliteli bir değişim ve dönüşüme yol açar.
Yatay örgütlenmenin en temel özelliği, sendikanın tüm üyelerinin “Eşit Hak ve Sorumlu- luklarla Donatılmış” olması ve karar alma sürecinde “Delege ve Taşeron Sistemini” kaldırarak her üyenin bizzat aktif olarak karar alma sürecine katılıyor olmasıdır. Böylece hiçbir üyenin iradesi yok sayılmaz ve bir avuç sendikal oligarkın tüm üyeler adına karar almasının önüne geçilerek ta- ban ile tavan arasındaki kopuş da önlenmiş olmaktadır.
Dikey örgütlenmeler, doğası gereğince piramit türü örgütlenmeler olup herkesin gözü pira- midin tepesine yerleşmekte olduğu içindir ki bu tür örgütlenmelerde gereksiz iç rekabet ve didiş- meler eksik olmaz. Enerjisini iç didişme ve iç rekabette tüketen kadroların, dışa karşı mücadele yü- rütmelerine mecalleri kalmaz ve dolayısıyla sendikal mücadele de sekteye uğrar. Yatay örgütlen- menin hiyerarşiyi ve ayrıcalıkları ortadan kaldırarak tüm üyeleri eşit hak ve sorumluluklarla donat- ması ve karar alma sürecine aktif katılım ile alınan kararın icrasına katılmaya aktif olarak imkân tanınması, sendika içi rekabet ve didişme ortamı ile bunun gerekçesini de ortadan kaldırmış olur.
Biz yeni bir demokratik sendikal yaş** ve yeni bir “Demokratik Sendikal Dünya” kuruyo- ruz. EMS tarafından oluşturulmaya çalışılan sendikal demokrasi eski kalıplar ve ezberlere uyma- dığı içindir ki “Eski sendikal kadrolar” tarafından pek anlaşılmamakta ve haksız nitelendirmelere gidildiğine tanık oluyoruz. Aslında bizim yaptığımız şey, insani açıdan doğal ve olağan olanın sen- dikal alanda egemen kılınmasından başka bir şey değildir. Günümüzde ne yazık ki asıl doğal ve olağan olması gereken sendikal anlayış çarpıtılarak marjinalleştirilip anormal hale itilmiş ve buna karşılık anormal olan ise normalleştirilerek egemen kılınmıştır. İtirazımız ve alternatif arayışımız tam da bu anlayışadır.
Bugünden şu öngörüde bulunmak zor olmasa gerekir. 21. yüzyılda yaş**ın her alanında Doğrudan Demokrasi ve Doğrudan Demokratik Katılımın egemenliğine tanık olacağız. Bu doğal gelişimden sendikal alanın da nasibini alacağına inanıyoruz. Emekliler Meclisi Sendikası, bu geliş- menin işaret fişeğidir ve daha şimdiden yolumuzu aydınlatmaya başlamıştır. Hiç şüphesiz ki bu olumlu gelişme yaş** kalitemiz ve toplumsal ilişkilerimizde de yeni gelişmelere yol açacaktır. Sendi-kal oligarşi değil, sendikal demokrasi!
Memnune KARDAŞ
Yorumlar (0)
İnsan olabilmek ve insan kalmak zor iştir. Hele ki içinde yaşadığınız toplumda çürüme ve kirlen- menin had safhaya ulaştığı günümüzde insan olabilmek ve insan kalabilmek çok daha zordur. Çünkü ister istemez hepimiz bu çürümeden payımıza düşeni alırız. En duyarlılarımız bile temiz kalamaz. Tıpkı bir ba- taklıkta yol alan birinin ayakkabı ve paçalarının kirlenmesi gibi bizim de paçalarımıza bulaşır bu kirlenme. Bana öyle görünüyor ki toplumsal yaşamda kirlenmek de temiz kalmak da bulaşıcıdır. Hangi yana meyil gösterirsek o yanımız ağır basacaktır. Demek ki toplumsal kirlenme bir tercih meselesidir. Haksızlıklar ve talan üzerine kurulu bir toplumsal sistemi savunuyorsanız, temiz kalmanız asla mümkün olamaz.
İnsan üst kimliğimizin altında her birimiz; sınıfsal, cinsel, etnik, dinsel, toplumsal vs. birçok alt kimliklere de sahibiz. Bunlardan cinsel kimlik olarak kadın ve erkek şeklindeki iki ana kimlik, bizim sadece cinsel kimliğimiz olmakla kalmaz, yaşamımızı derinden etkileyen ve toplumdaki rolümüzü de belirleyen önemli bir faktör olarak karşımıza çıkar. Günümüzde az gelişmiş ya da geri bıraktırılmış toplumlarda kadın olmak, zor iştir. Sistemin yarattığı tüm eşitsizliklerin yükünün büyük kısmı kadının omuzlarına yüklenmiştir. Bu yüzden de “kadın intiharlarının!” bu kadar yaygın olması bu baskının bir sonucu olarak okunmalıdır.
Bizler verili duruma ve erkek egemen sisteme itiraz ediyoruz. İki temel cinsin; kadın ve erkeğin toplumsal yaşamda eşitliği sağlanmadan toplumsal gelişmenin sağlıklı olması mümkün değildir. Toplumun yarısının, diğer %50’yi baskı altında tuttuğu, gelişimine fırsat tanımadığı bir toplumun gelişimi ya hiç olmaz ya da çok yavaş ve kısa menzilli olacaktır. Bugün insanlığın önündeki en büyük görevlerden biri de bu bari- yeri yıkıp, kadın ve erkek eşitliğini sağlamaktır.
Kadın ve erkek eşitliğini soyut söylem ve kavramlarla gerçekleştirmemiz mümkün değildir. Bunu pratikte uygularsak ancak somut bir duruma dönüşebilir ve bu konuda yol alabiliriz. Bunun için de aile yaşamı, okul, iş yaşamı, dernek, sendika, parti örgütlenmesi ve yaşamın her alanında fırsat eşitliği ve hatta belli bir süreliğine de olsa kadınlar lehine pozitif ayrımcılık uygulayarak uygun zemin ve koşullar yaratarak ve eşitliği teşvik ederek karşılıklı olarak öğrenebilir ve öğretebiliriz. Eşitsizlik, doğuştan gelen bir özellik değildir. Elbette ki burada söz konusu olan boy, ten rengi, kilo vs. gibi fiziksel eşitsizlikler değil, toplumsal ve cinsel eşitsizliktir. Bu eşitsizliği yok etmenin araçlarından biri de sendikal örgütlenme, sendikal mücadele ve sendikal faaliyetleri bir okul olarak kullanmaktır. Bu açıdan Emekliler Türkiye Meclisi, bizler için çok yönlü bir okuldur. Kendimizi tanımak ve yeteneklerimizin farkına varmak kadar hem karşı cinsten insanlar ve hem de farklı düşüncelere sahip diğer insanlarla ortak yaşamayı ve ortak iş yapmayı öğrendiğimiz ve öğrettiğimiz bir okul…
Sendikal örgütlenme ve sendikal mücadelede kadın ve erkek aktivistlerin omuz omuza birlikte “uyumlu” yürüyüşleri, hedefe ulaşmayı kolaylaştıracaktır. Toplumun yarısı erkek ise diğer yarısı da kadındır. Bir kanadı kırık kuşun uçması mümkün olmadığı gibi, kadını dışlayan veya hakir gören bir sendikal anlayışın da başarı şansı yoktur.
Emekliler Türkiye Meclisi, eşitliği temel alan Doğrudan Demokrasi yöntemini benimsemekle, sen- dikal mücadelede kadın ve erkeğe zaten eşit bir misyon yüklemektedir. Bu yüzden de tüm kurullarında %50’lik bir kota uygulamasının doğru olacağını düşünüyoruz. Ne var ki büyük şehirler ve kıyı kentlerden uzaklaşıp doğuya ve kırsal kesime doğru gidildikçe kadının sendikal mücadeledeki yeri eriyip kaybolmakta- dır. Bir çok ildeki çalışmalarımızda kadın neredeyse yok denecek kadar azdır. En çok kadın aktivistin çalış- malarımızda yer aldığı kent, Çanakkale ve Antalya’dır. Bu yüzden de Çanakkale ve Antalya bu konuda bizler için örnek bir çalışma yürütüyor. Mevcut koşullarda; yeterli kadın aktivist aramıza katılıncaya kadar gönül- lülük temelinde kadın-erkek ayrımı yapılmadan liyakat sistemi de gözetilerek görevlendirmeler yapılmalıdır. Bugün içinde bulunduğumuz “geçiş ve inşa” sürecinde ne yazık ki bir başka yöntem uygulayamıyoruz ancak ileride taşlar yerine oturup örgütlülük belli düzeye geldiğinde tüm kurumlarda kadın ve erkek eşitliğinin sağlanmasına dikkat edilmesinin uygun olacağı kanaatindeyim.
Sendikal mücadelede kadın ve erkek eşitliği konusunda dikkat edilecek hususlardan biri de karşı cinsi bir düşman olarak görüp, ona göre konumlanma meselesidir. Böylesi bir yaklaşım hiç şüphesiz ki her iki kesimi de zayıflatır ve asla ne kadının ne de erkeğin lehine bir sonuç doğurmaz. Tam aksine ortak müca- dele ve gelişmeye sekte vurur. Öyle ise ortak akıl, ortak çaba ve uyumlu birlikteliği savunmaktan başka bir çıkış yolu yoktur. Zaten Doğrudan Demokrasi Yöntemi, herkesin hem kendisi olmak ve hem de diğerleriyle uyumlu birliktelik yaratmayı zorunlu kılar. Hiç şüphesiz ki bu birliktelik; eşitler arası birlikteliktir ve bizi başarıya götürecek olan gücün kaynağı da budur. Yaşasın Sendikal Mücadele, Yaşasın Kadın ve Erkeğin Eşit Ortak Mücadelesi!
Memnune KARDAŞ

Yorumlar (0)
bottom of page